25.8.2026
Ortadoğu’da Değişen Dengeler ve Türk Dış Politikasına İlişkin Algı ve Yaklaşımlar 2026
IstanPol olarak gerçekleştirdiğimiz "Ortadoğu'da Değişen Dengeler ve Türk Dış Politikasına İlişkin Algı ve Yaklaşımlar" başlıklı araştırmamız, 22-29 Haziran 2026 tarihleri arasında, Türkiye genelinde 21 il ve 57 ilçede, yaş grubu, cinsiyet, eğitim düzeyi ve 2023 milletvekili seçimi oy tercihi kotaları gözetilerek CATI (bilgisayar destekli telefon görüşmesi) yöntemiyle 1.773 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma %95 güven aralığı ve +/- %2,3 hata payı ile yürütülmüştür.
Araştırma; Suriye'deki Esad sonrası düzene yönelik beklentileri, İsrail-Filistin meselesini, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısının yarattığı algıyı, Türkiye'nin NATO ve savunma politikalarını, AB üyeliği ile Rusya-Çin'e yönelik alternatif ittifak arayışlarını ve son olarak CHP'ye yönelik operasyonlar ile olası bir hükümet değişikliğinin dış politikaya etkisini seçmen nezdinde ölçmektedir. Bulgular, dış politikanın Türkiye'de teknik ve partiler-üstü bir alan olmaktan çıkıp, iç siyasi kutuplaşmanın bir uzantısı hâline geldiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
*Araştırma, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği’nin desteğiyle yürütülmüştür. Araştırma sonuçlarının tamamını buradan indirebilirsiniz.
Suriye: Aktif Rolde Geniş, Askeri Varlıkta Sınırlı Mutabakat
Katılımcıların %53,2'si Türkiye'nin Suriye'nin geleceğinin belirlenmesinde etkin bir rol oynaması gerektiğini düşünmektedir. Bu oran AK Parti seçmeninde %65,9'a, MHP seçmeninde %84,2'ye kadar yükselirken, DEM Parti seçmeninde %21,8'e gerilemektedir. Esad rejimi sonrası dönemde Türk askerinin Suriye'deki varlığını sürdürmesi konusunda ise toplumsal mutabakat daha zayıftır: genelde %42,4 "evet" derken %38,2 "hayır" yanıtı verilmektedir. MHP seçmeninin %73,4'ü askeri varlığın sürmesini desteklerken, DEM Parti seçmeninde bu oran %14,1'de kalmaktadır.
İsrail-Filistin: Politikanın Faydası Tartışmalı, Gerginlik İhtimali Güçlü
Türkiye'nin İsrail'e yönelik dış politikasının Filistinlilere fayda sağladığı görüşüne katılım genelde %41,2 iken, katılmayanların oranı %36,7'dir; bu görüşe destek MHP seçmeninde %67,8'e çıkarken CHP seçmeninde %31,4'te kalmaktadır. Buna karşılık katılımcıların %42,4'ü önümüzdeki dönemde Türkiye ile İsrail'in askeri olarak karşı karşıya gelme ihtimalinin bulunduğunu düşünmekte, bu kaygı MHP seçmeninde (%62,5) belirgin biçimde daha yüksek seyretmektedir.
İran-ABD-İsrail Savaşı: Saldırıya Tepkide Uzlaşı, Müdahalede Kutuplaşma
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısının haksız bir saldırganlık olduğu görüşü, araştırmanın en geniş mutabakata sahip bulgularından biridir: katılımcıların %56'sı bu ifadeye katılmakta, bu oran AK Parti'den DEM Parti'ye kadar tüm parti seçmenlerinde %56'nın üzerinde seyretmektedir. Buna karşılık İran'ın nükleer silah sahibi olmasını engellemek amacıyla askeri müdahale dahil her türlü müdahalenin meşru olduğu görüşünde belirgin bir kutuplaşma görülmektedir: genel katılım %34,1'de kalırken, bu oran MHP seçmeninde %53,5'e çıkmakta, İYİ Parti seçmeninde ise %20,4'e kadar gerilemektedir. Türkiye'nin bu süreçteki politikasının başarılı bulunma oranı %46,4; İran'ın Türkiye için bölgesel bir tehdit oluşturduğu görüşüne katılım ise %33,2 ile sınırlı kalmaktadır. Savaşı kimin kazandığı sorusunda katılımcıların %37,9'u İran'ı, %13,6'sı ABD-İsrail tarafını işaret ederken, %24,4'ü iki tarafın da eşit kazandığını, %24,2'si ise bu konuda bir fikri olmadığını belirtmektedir.
Savunma ve NATO: Yüksek Milliyetçi Gurur, Ölçülü Güven
Ülkenin İHA-SİHA teknolojisine ilişkin olumlu haberlerden gurur duyulduğunu belirtenlerin oranı %58,2 ile araştırmanın en yüksek mutabakat noktalarından birini oluşturmakta; bu duygu CHP seçmeninde bile %67,2 ile AK Parti seçmenine (%71,9) yakın bir düzeyde paylaşılmaktadır. Ekonomik koşullar ne olursa olsun savunmaya daha fazla kaynak ayrılması gerektiği görüşüne katılım %56,5'tir. NATO üyeliğinin Türkiye'nin güvenliği için faydalı olduğu görüşü %64,3 ile geniş bir mutabakata sahiptir; ancak bir saldırı durumunda NATO'nun Türkiye'yi fiilen savunacağına duyulan güven %43,1'e, Türkiye-İsrail krizinde NATO'nun Türkiye'nin yanında duracağına duyulan güven ise %40,2'ye gerilemektedir.
ABD ve Trump: Sınırlı Güven, Bölünmüş Kişisel Diplomasi Algısı
ABD'nin Türkiye için güvenilir bir müttefik olduğu görüşüne katılım yalnızca %26,6 ile araştırmanın en düşük mutabakat düzeylerinden birini yansıtmakta, %48,4'lük çoğunluk bu görüşe katılmamaktadır; bu güvensizlik AK Parti seçmeninde dahi %45,1 ile azımsanmayacak düzeydedir. Trump ile Erdoğan arasındaki kişisel ilişkinin Türkiye'nin çıkarına hizmet ettiği görüşü ise toplumda neredeyse ikiye bölünmüş durumdadır (%36,5 evet - %35,7 hayır).
AB ile Rusya-Çin Arasında: Batı'ya Alternatif Arayışı Güçleniyor
Türkiye'nin AB'ye üye olmayı gerçek bir hedef olarak önüne koyması gerektiği görüşüne katılım %42,9 iken, Batı'ya alternatif olarak Rusya ve Çin ile daha yakın ilişkiler kurulması gerektiği görüşüne katılım %48,3 ile daha yüksek çıkmaktadır. Her iki yönelim de AK Parti'den CHP'ye kadar geniş bir parti tabanı yelpazesinde -değişen oranlarda da olsa- karşılık bulmaktadır.
Dış Politikanın İç Siyasetle Kesişimi
Türk dış politikasının bir grubun değil tüm ülkenin çıkarlarına göre belirlendiği görüşüne katılım %55,6 olup, bu görüşü CHP seçmeninin de %51,9 ile büyük ölçüde paylaşması dikkat çekicidir. Muhalefete yönelik operasyonların Türkiye'ye yönelebilecek tehditlere karşı iç cepheyi zayıflattığı görüşüne katılım genelde %38,6'da kalırken, bu oran CHP seçmeninde %50,1'e yükselmektedir. Bir hükümet değişikliğinin Suriye ve Filistin gibi çatışmalı bölgelere yönelik dış politikayı iyileştirebileceği görüşüne katılım %41,5'tir.
Olası bir liderlik değişiminde Özgür Özel ekibiyle dış politikanın daha başarılı olabileceği görüşü %39,6 destek bulurken (CHP seçmeninde %60,7), Kemal Kılıçdaroğlu yönetimiyle daha başarılı bir dış politika beklentisi yalnızca %21,2'de kalmakta, bu oran CHP seçmeni arasında bile %27,1'i geçmemektedir. Türkiye'nin dış politikasını hangi ikilinin daha iyi yöneteceği sorusunda İmamoğlu-Özel ikilisi %39,9 ile Erdoğan-Bahçeli ikilisinin (%36,8) önüne geçmekte, katılımcıların %23,2'si ise bu konuda bir fikir belirtmemektedir.
Sonuç
Bulgular, Türk dış politikasının seçmen nezdinde teknik ve partiler-üstü bir alan olmadığını; Suriye, İsrail-Filistin ve İran-ABD gerginliği gibi bölgesel meselelerin, savunma sanayiine duyulan milliyetçi gururun, NATO ve Batı ittifaklarına duyulan temkinli güvenin ve nihayetinde iç siyasi kutuplaşmanın -muhalefete yönelik operasyonlardan olası liderlik değişimlerine kadar- iç içe geçtiği bir algı alanı oluşturduğunu göstermektedir. Özellikle ABD'ye duyulan güvensizlik ile Rusya-Çin'e yönelik artan açıklığın, iktidar ve muhalefet seçmeni arasında görece ortak bir zemin oluşturması, araştırmanın öne çıkan bulgularından biridir.
Not: Veriler arasında parti tercihi alt kırılımına ait veriler, deneklerin 2023 Genel Seçimlerinde desteklediklerini beyan ettikleri siyasi partilere göre hazırlanmıştır.